TUS'A NASIL ÇALIŞILMALI?
Hepimizin bildiği gibi ülkemizde yapılan en zor sınavlardan birisi, hatta belki de en zoru olan bir sınavla karşı karşıyasınız. Peki, böyle uzun süreli bir hazırlanma döneminin olduğu büyük bir sınava nasıl hazırlanmalıyız?
Bu sınavı kimler kazanıyor?
Eminim ki birinci soru hepimizin aklını meşgul etmekte, methodolojiyi iyi oturtmadığımız için de büyük zorluk çekmekteyiz. İkinci soruyu hemen cevaplayayım. Böyle sınavları zeki olanlar değil, akıllı olanlar kazanıyor.
Öncelikle şunu çok iyi bilmeli ve şu iki cümleyi her zaman tekrar etmeliyiz. “Bu sınavı kazanmam için bana en çok lazım olan tek şey var o da beynim, yani korteksim. O zaman ona iyi bakmalıyım”. Bunun için yapılması gereken en önemli iki şeyi ondan esirgememektir. Bunlar, uyku ve iyi beslenmedir. Yani gereken minimal uykuyu uyumalı ve gerekli besinleri ona göndermeliyiz. Uyku düzeni bozuk ve iyi beslenmeyen bir insanın böyle zor sınavları kazanması hemen hemen imkansızdır. En çok sorulan sorulardan birisi “Ne kadar uyumalıyım, günde 5 saat uyku bana yeter mi?” Arkadaşlar, her insanın belli bir uyku alt eşiği vardır. Bu sizin de bildiğiniz gibi insanların sahip oldukları sirkadyan ritm özelliklerine bağlıdır. Bazıları günde 6 saat, bazıları ise 9 saatlik uyku ile gününü geçirmektedir. O zaman abartmadan, 25-30 yaşlardaki bir bireye 7 saat uykunun rahatlıkla yeteceğini bilerek ona göre davranmalıyız. Uyku düzenimizle kesinlikle ama kesinlikle büyük sürelerle oynamamalıyız, yoksa beynimiz bu uzun süreçte buna asla dayanamaz. Bazı arkadaşlarımız, özellikle bayanlar, bu dönemlerde yemekten içmekten kesilmekte, hatta bazıları rejim bile yapmaktadırlar. Bu kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür. Lütfen yiyiniz. Sınavdan sonra rejim yaparsınız.
Yine bizlere en çok sorulan sorulardan birisi de “Günde kaç saat ders çalışmalıyım?” sorusudur. Arkadaşlar, bu tamamen sizin o anki ruh halinizle, uyku ve yorgunluk durumunuzla ilgilidir. Öyle gün olurki 8 saat, öyle gün olur ki 2 saat çalışabilirsiniz. Bunu belirli bir standarta oturtamazsınız. Önemli olan “kaç saat olursa olsun, hergün mutlaka ders çalışmaktır” Aşağıda da anlatacağım gibi özellikle haftanın ilk günlerini boş geçirmemektir. Yoksa bazılarının söylediği gibi, sabahtan akşama kadar ders çalışmak, beyni ve nasıl öğreniriz sorusunun cevabını hiç bilmemek demektir. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Ayşe sabah kalkıyor. Ders çalışmaya başlıyor. Kulağında kulaklık, yanında cep telefonu hatta karşısında televizyon açık, muhtemelen sabah dedikodularını dinliyor. Yani konsantrasyon sıfır. İlk sayfayı okuyor, daha sayfanın yarısında iken, cep telefonu çalıyor, konuşuyor, konuşmadan sonra tekrar çalışmaya devam ediyor. Satırları öğrenmek ve hafızasına kaydetmek amacıyla okurken, aklı konuşmadaki bir konuya takılıyor. İşre bundan sonra sadece gözleri okumaya devam ediyor ama, thalamus’u korteksine okuduğu bilgileri göndermiyor. Çünkü eskilerin dediği gibi “eli işte aklı başka yerde”. Bundan sonra en tehlikeli olay başlıyor. Ayşe satırları ve sayfaları okuduğu için, o dersi çalıştım zannediyor, oysa sadece okuyor. Dikkati dağılmış, öğrenmiyor, sadece okuyor. Hani bazen bir romanı veya gazeteyi okur gibi. hele de, kulaklığından hoş bir müzik de geliyorsa iyice dikkati dağılıyor. Bu arada satırlar ve sayfalar geçiyor. Sonunda Ayşe, o dersi çalıştım zannediyor, ilgili dersin sorularını çözerken tabii ki yapamıyor ve başlıyor kendi kendine olumsuz düşünmelere. “Ben bu kadar saat yerimden kalkmadan ders çalışıyorum. ama hala soruları yapamıyorum. Bende bir anormallik var, bu işi galiba yapamayacağım”. İyice morali bozuluyor ve böyle giderse de muhtemelen yarıştan kopuyor. Arkadaşlar, aşağıda da anlatacağım gibi, beyin öğrenme yaparken, kendisinin başka şeylerle meşgul edilmesini istemez. Unutmayalım ki ders çalışmak yüksek bir öğrenme olup, en zor öğrenmelerden birisidir. Çok iyi bildiğiniz gibi, thalamus’da “Rasmussen’in efferent lifleri” denilen bazı lifler vardır. Bu lifler, korteks başka birşey ile meşgul iken, thalamus’un kortekse bilgiyi göndermesini engeller. Örneğin, bir arabaya bindiğimizde kulağımıza gelen bir çıtırtı sesini, bir müddet sonra hiç duymayız. Ya da yolda yürürken birşey düşündüğümüzde, herşeyi gördüğümüz halde, herşeyin tam olarak farkında olamadığımız gibi. Sen hem öğrenmek için ders çalışacaksın, yanında cep telefonu, kulağında kulaklık, karşında televizyon, konsantrasyon yok ve sonunda böyle zor bir sınav var ve sen hepsini birden yapmak istiyorsun. Arkadaşlar, böyle bir beyin daha icat edilmedi. Şimdi size soruyorum. Ayşe isterse günde 10 saat böyle çalışsın. Sizce bu ders çalışmak mı, yoksa sadece oturmak mı? Gelelim Arzu’ya. Arzu sabah kalkıyor. Ders çalışmaya başlıyor. Yeterli uykuyu tamamlamış, kulağında kulaklık yok, yanında cep telefonu yok, karşısında televizyon yok. Yani konsantrasyon mükemmel. Sayfaları konsantre ve dikkatlice okuyor, öyle konsantre ki yanına yanaşan birisini bile fark edemiyor. Satırları öğrenmek ve hafızasına kaydetmek amacıyla okurken, aklı başka bir şeye takılmıyor. Sadece gözleri ile değil, beyni ile de okuyor. yani öğreniyor. Thalamus’unu kedi gibi yapmış, git deyince gidiyor, gel deyince geliyor. Herşeyi korteksinin kontrolü altında, dikkati mükemmel. Okuduğu bilgileri rahatlıkla öğrenme merkezlerine gönderiyor. Artık satırlar ve sayfalar öğrenerek geçiyor. Sonunda Arzu, o dersi gerçekten çalışıyor. Çalıştığı için de ilgili dersin sorularını çözerken tabii ki doğru yapıyor ve başlıyor kendi kendine olumlu düşünmelere. “Artık yapabiliyorum, kazanacağım”. Morali yüksek, çalışma zevki artıyor, yani yarıştan kopmuyor. Şimdi size tekrar soruyorum. Ayşe mi çalıştı, Arzu mu? Cevap; Ayşe sadece gözü ile okudu, oysa Arzu hem gözü, hem de beyni ile okudu, yani öğrendi.
Şimdi gelelim bu söylediklerimin bilimsel olarak ispatlanmasına. Arkadaşlar hepinizin bildiği gibi beynimizde her türlü öğrenmeden sorumlu olan yer, temporal lobda bulunan ve esas hafıza merkezi olan hippokampus formasyonu’dur. Bu formasyon, her türlü bilgiyi öğrenirken, önce CA1 bölgesine kaydeder, sonra CA2, CA3 ve CA4 bölgelerine, yani beynin iyice derinlerine gönderir. Bunu yapabilmek için de belirli bir süre gereklidir. Bu süre yaklaşık 30 saattir. Yani maksimum 30 saat içinde bilgiyi tekrar etmelisiniz. Bildiğiniz gibi bu formasyonun görevlerinden birisi de “bilgiyi tekrar ederek hafızada pekiştirmektir”. Bütün nöroanatomi kitaplarına bakarsanız, kalıcı öğrenmenin gerçekleştirilmesi yani konsolidasyon için, tekrar etmenin gerekli olduğu ve bunun için de bilgiyi CA1 bölgesine gönderdikten sonra diğer bölgelere nakletmek için belirli bir süre faktörünün şart olduğunu görebilirsiniz.
Arkadaşlar, TUS’u kazanmak için şunları yapmalısınız;
1. TUS savaşında öncelikle düşmanınızı iyi tanımalısınız. Bunun için ders çalışma temposuna girmeden önce, en azından son 7 yılın çıkmış TUS sorularını iyice incelemeli, nelerin sorulduğunu bilmelisiniz. Hangi dersten hangi konular TUS için bir çalışma önceliğine sahiptir? bunu bilmelisiniz. Böylece o dersi çalışırken otomatik olarak TUS’da ağırlığı olan yerleri daha çok tekrar edeceksiniz. Örneğin, Anatomi’de nöroanatomi, biyokimya’da karbonhidratlar, lipidler, kadın doğumda over ve hastalıkları, pediatri’de yeni doğan, genel cerrahi’de asit baz dengesi v.b. Anatomi’de solunum sistemi, pediatri’de genetik, biyokimya’da vitaminler en az sorunun çıktığı yerlerdir. Yani anatomi’de solunumun herşeyini tam öğrensenirseniz, sınavda ne kazanacaksınız. Dikkat edilirse hocalar da dersleri anlatırken TUS için en ağırlıklı soru çıkan yerleri daha uzun anlatırlar.
2. Analitik düşünmelisiniz. Çünkü TUS tıpkı USMLE sınavı gibi, analitik düşünenlerin kazanabileceği bir sınav oldu. Yani temel ya da klinik ayırt etmeden bilgileri birbirinin içine geçirip, analiz yapabilenlerin kazanacağı bir sınav. Öyleyse temel ya da klinik farkı gözetmeden, bilgilerinizi birbirinin içine geçirebilmeli yani analiz etmelisiniz.
3. Nereye çalışmanız gerektiğini bilmelisiniz. Herhangi bir dersin kitabının, herhangi bir sayfasını açtığınızda, o sayfada TUS’u kazanmak için neresinin önemli olduğunu bulmalı ve sadece onu tekrar etmelisiniz. Unutmayın ki, siz sadece TUS’da, soruları cevaplayacaksınız. Tüm mekanizmaları öğrenmek, herşeyi tam anlamıyla bilmek çoğu zaman işinize yaramaz. Zaten böyle bir şey yapmak neredeyse de imkansızdır ve gerekli de değildir. Unutmayın siz bu sınavda herhangi bir branşın uzmanı olmayacaksınız, sadece TUS’u kazanacaksınız ve bunun için de soruları doğru cevaplamalısınız. Yoksa herşeyi öğrenmekle sınavı kazanamazsınız. Çünkü herşeyi öğrenemezsiniz. Bu amaçla yazımın ilk paragrafına “TUS’u zeki olanlar değil, akıllı olanlar kazanıyor” diye yazdım. Yani TUS’u “nereye çalışılması gerektiğini bilenler kazanıyor. Yoksa herşeyi öğrenmeye çalışıp, sonunda detayda boğulanlar değil”. Unutmayın ki sınava giren herkes en az sizin kadar zeki, ama siz akıllı iseniz, nereye çalışmanız gerektiğini bilip ona göre çalışırsanız, sınavı elbette ki kazanırsınız. Peki bir sayfada TUS için neyin önemli, neyin önemli olmadığını nasıl bileceksiniz? Bunun için o dersi hocadan dinlerken çok konsantre ve dikkatli olmak, hocanın önemle durduğu yerleri işaretlemek yeterli olacaktır. Yani aslında dersin ilk tekrarı sınıfta olmaktadır. Sizin evde yaptığınız ikinci tekrardır.
4. Ders çalışma metodunu bilmelisiniz. Yani ders çalışırken konsantre, dikkatli olmalısınız. İyi beslenmeli ve uykunuza dikkat etmelisiniz. Dikkat ve konsantrasyonunuzu bozacak her türlü şeyden uzak durmak zorundasınız. Unutmayın ki yukarıda da açıklamaya çalıştığım gibi, korteks konsantre olmadığı zaman devreye thalamus giriyor ve sadece gözünüzle okuyor ama öğrenmiyorsunuz. Oysa sınavda, “bilgi geriye çağırılırken”, sadece korteksten çağırılıyor, thalamus’dan değil. Çünkü thalamus’un yüksek öğrenme yeteneği yoktur.
5. Soru çözmeli ve deneme sınavlarına girmelisiniz. Bir dersin anlaşılıp anlaşılmadığının tek göstergesi olan “soru çözmeyi” ihmal edemezsiniz. Nice insanlar bilirim ki, adeta bir hammal gibi ders çalışmışlardır ama soru çözmeden sınava girip başarısız olmuşlardır. Ne kadar ders çalışırsanız çalışın, soru çözmezseniz “ümitsiz vak’a” sınız. Sınavı kazanmanız neredeyse imkansızdır. Arkadaşlar, deneme sınavları TUS standardına uygun olarak hazırlanmaktadır. Öyleyse deneme sınavlarına girmemek adeta çılgınlıktır. Mümkün ise asgari sınav koşullarında deneme sınavlarına girmelisiniz. Bunun da en iyi şekli dershanede sınava girmektir. Unutmayın ki sandalyede uzun süre oturmak bile bir antremandır. Nice arkadaşlar vardır ki, sınav sırasında belli bir süreden sonra sandalyede oturmaktan sıkılmış ve sınavdan erken çıkmışlardır.
6. Deneme sınavlarını analiz etmek. Özellikle deneme sınavlarından sonra veya diğer zamanlarda çözdüğünüz sorulardan sonra, mutlaka yanlış yaptığınız sorulara dönüp, nerede hata yaptığınızı görmelisiniz. En iyi öğrenmenin olduğu zamanlar işte bu zamanlardır. Bu analizi yapmamak kendinizi denemediğiniz anlamını taşımaktadır.
7. Sınava en iyi bildiğiniz konudan başlamalısınız. Sınava başladığınızda ilk 5 dakika çok önemlidir. Bu arada moral kazanır, endorfin ve serotonin miktarını arttırırsanız, soruları daha iyi ve doğru cevaplarsınız. Kendinize güveniniz artar, rahatlar ve sınavın gerginliğinden uzaklaşırsınız. Bu da daha az bildiğiniz dersteki soruları bile rahat yapmanız için size bir bonus olacaktır. Şunu sorabilirsiniz; “Peki ya en iyi bildiğim dersin sorularını yapamıyorsam ne olacak?” O zaman kendinizi kandırmayacaksınız. demek ki iyi bilmiyorsunuz. Kafanızı ellerinizin arasına alıp nerede hata yaptığınızı düşünmekten başka bir çareniz yok.
Hepinize başarılar dileriz...
|